Hepimiz bir şekilde başkalarını eleştirmişizdir. Büyük bir ihtimalle de hayatımız boyunca eleştirmeye devam edeceğiz... Peki ya biz ne kadar doğru hareketler sergiliyoruz. Bunu pek düşünmüyoruz galiba. Üniversite
hayatım boyunca hayata dair öğrendiğim en önemli şey şu: Çok akıllı, çalışkan, zeki ya da dürüst olmanız size
maddi olarak bir şey kazandırmıyor. Kazanmanız için, tabiri caizse ağzınızın iyi laf yapması yeterli...
Çevremizde gördüğümüz herkesin etik, ahlak üzerine mükemmel nutuklar atacak kadar bilgi ve kelime
dağarcığına sahip olduğunu görüyoruz. Ama bu etik üzerine muhteşem nutuklar atabilecek kişilerin
davranışlarına bakıyorsunuz ve gördüğünüz şey çelişkiden başka bir şey değil.
Çok okumuş, çok gezmiş hatta başkalarından daha fazla yaşamış olmak bile insanlara ahlaki konularda
yapabilme, bunları hiç görmeme (ya da görmezden gelme) yetisi kazandırabiliyor. Sonra da gidip başka
kişileri, başka yaşam tarzlarını ve yaşadığımız düzeni eleştiriyoruz.
Biz bir bozuk düzende yaşıyorsak o düzeni bozan da bizleriz. İnsanları eleştirmek, kendimizi masalların diyarı kaf dağında görmekten önce yapmamız gereken çok önemli bir şey var: ruhumuzu düzeltmek. Ruhumuzu düzeltebilirsek eğer çevremizdeki eleştirdiğimiz kişilerde yaşadığımız bozuk düzende iyiye gidebilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder